Vatandaşlık kavramının ve özellikle gerçek bağ teorisinin tarihi, karşılaştırmalı ve eleştirel bir incelemesi

Date
2021-08
Advisor
Canyaş, Aslı Bayata
Supervisor
Co-Advisor
Co-Supervisor
Instructor
Source Title
Print ISSN
Electronic ISSN
Publisher
Bilkent University
Volume
Issue
Pages
Language
Turkish
Type
Thesis
Journal Title
Journal ISSN
Volume Title
Series
Abstract

Vatandaşlık, tarihin çeşitli dönemlerinde kendisine farklı anlamlar yüklenen bir kavram olmuştur: Akrabalık, yerlilik, hemşehrilik, memleketlilik … Bu anlam çeşitliliğinin ise göç hareketleri, savaşlar, ahlaki, etik ve hukuki normların değişimi gibi incelenecek olan pek çok farklı sebebi olmuştur. Vatandaşlığın anlamında yaşanan değişimler; 19. yüzyıla kadar, sınırlı bir kesimi tanımlama veya merkezi otoritenin boyunduruğu altında olup da aynı ülkede yaşama veya aynı dini paylaşma gibi en az bir ortak paydaya sahip olan çok daha geniş bir kesimi tanımlama olarak adlandırılabilecek olan iki eksen arasında hareket eden bir sarkaç olarak kurgulanabilir. Hatta anılan sarkacın hareket ettiği iki ekseni daha net bir şekilde şöyle de ifade edebiliriz: Kapsayıcılık ve münhasırlık. Oysa özellikle 19. yüzyıldan itibaren girilen çağda, insanlığın kolektif düşünce dünyasının kabiliyetlerinde yaşanan gelişmeler neticesinde kavramın bu klasik beşiğini terk ettiği ve çok daha farklı bir kılığa girdiği görülür. Vatandaşlık kavramı belki de tarihte ilk defa, dini, kültürel ve sair tüm manevi konotasyonlarından arındırılmış bir hale, arı ve teknik bir hukuki kavrama dönüşmüştür.
Vatandaşlık kavramını tarihi ve dilbilimsel açılardan da inceleyecek olan çalışmanın ilk bölümü de işte bu yukarıda anlatılan değişimi, kavramı doğuşundan itibaren ele almak suretiyle ortaya koyacaktır. Vatandaşlık bir nehir olarak düşünülürse, bu ilk bölüm nehrin yatağına ilişkin incelemelere ayrılmıştır da denebilir. İkinci bölümde ise kanaatimce vatandaşlığı aslında yukarıda sayılan “manevi” unsurları da ifade etme yükünden kurtarmış olan gerçek bağ teorisi incelenecektir. Bu teori ve onun ortaya çıktığı Nottebohm kararının detaylı bir araştırmasına ayrılmış olan ikinci bölümün de tamamlanmasıyla birlikte inceleme konumuzun temelini teşkil eden en temel iki kavram anlaşılmış olacaktır. Son ve üçüncü aşamada ise anılan kavramların günümüz uygulamasındaki görünümleri ve sahip oldukları/sahip olmaları gereken anlamlar araştırılacaktır. Bu eserin en temel amacı vatandaşlık kavramının; aslında son yüzyıl içerisinde kabulü yaygınlaşmış olan sosyolojik görüşün kurguladığı gibi bir kavram olmadığını, her durumda olmasa da sıklıkla kuru bir hukuki kavram olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Vatandaşlık sosyal gerçeklikleri her zaman yansıtma kabiliyetine sahip olmayan bir kavramdır ve bundan fazlası olarak görülmemelidir, dolayısıyla fiili durumu yansıtma fonksiyonu; gerçek vatandaşlık, mutat mesken gibi daha aktüel kavramlara terk edilmelidir. Bu temel hipotezin sosyal bilimler açısından mümkün araçlar dahilinde ispatlanması halinde, çalışma da amacına ulaşmış sayılacaktır.


Throughout history, citizenship, has been a term that’s been defined in many different ways: Kinship, autochthony, indigenousness… Many different reasons could be cited for this terminological diversity such as wars, immigration movements and the evolution of our ethical, legal, and moral norms as a species. A simpler way to categorize these changes is to look at them as movements between two distinct axiomatic sides; one side being dictated by inclusivity and the other, exclusivity. The definitions of citizenship that rely on the sharing of certain ascriptive criteria such as sharing the same city as a birthplace can often be categorized as ways of describing citizenship in exclusive terms. While relying on much wider, albeit still ascriptive, criteria like the sharing of a common religion or a country can be described as casting a more inclusive net while trying to encompass all there is to the term that is citizenship. But especially since the 19th century, as a result of the changes and frankly evolutions that occurred in the collective imagination of the humankind, the observation of this paper is, that the term for the first time since its conception has metamorphosised into something entirely new. The term citizenship, in the current age, is or should be conceptualized as a completely technical legal term, that is refined of any sociological, cultural, religious, or otherwise subjective connotations. The first chapter of this study that is dedicated to the investigation of the historical and linguistic aspects of citizenship, is tasked with the examination of the above-mentioned hypothesis. To give an analogy, if citizenship were to be construed as a river, then the first chapter’s task is to examine the bed of that said river. The second chapter is charged with the exploration of the genuine link theory, which is hypothesized by this paper to be the main reason why citizenship can be defined in much more technical terms in the current age. With the completion of the second chapter of this study, the examination of this genuine link theory and the Nottebohm Case, which is partly responsible of its widespread acceptance, will be concluded and with that, the two main concepts of this study; nationality and the genuine link theory, will have been elucidated. The third, and the final chapter are devoted to researching the modern-day implications and applications of the genuine link theory and citizenship, not just in terms of what is but also in terms of what ought to be. The main objective of this study is to assert that citizenship is not a term like what the sociological theory makes it out be. And that in most cases, it’s just a dry and technical legal term. Citizenship, in most cases, is not a term that always entails a genuine link of connection within itself, and neither should it be construed as such. The functionality of citizenship is not to reflect actual and genuine connections, these functions should be conceptualized to be the tasks of more contemporary concepts such as habitual residence or genuine nationality. With the proving of this main hypothesis, with the limited available tools that there are in social sciences, this study will have fulfilled its main objective.

Course
Other identifiers
Book Title
Keywords
Citation
Published Version (Please cite this version)